Yukarı Çık

Şovu bırak, Nazilli’ye bak…

2 Haziran 2019 Pazar 21:04:43
490 kez okundu.

Şovu bırak, Nazilli’ye bak…

 

Ülkede üretim neredeyse durma noktasına gelmişken,
Döviz almış başını giderken,
Yıllardır yemeyip, içmeyip evladına üniversiteyi okutan, bu güne bu gün 30 yaşında işsiz oğlu olan ve oğlunu işe yerleştirdikten sonra kaynana olmak için çırpınan bir anne olarak sıkıntılı olduğum işsizlik, adeta dibe vurmuşken,
Elektrik, su, telefon ve doğalgaz faturaları neredeyse cebimize incir ağacı dikerken,

Tarım kötü, esnaf kötü, sanayici kötü, inşaatçı kötü, kredi kartı borçları kötü,  gidişat kötüyken,

Nereye bakarsanız bakın, nereden tutarsanız tutun, umutsuz günler yaşarken,

Binmişiz bir alamete ama nereye gittiğimizi bilen yokken,

Üzerinize afiyet, 2 ay önce yapılan 31 Mart yerel seçiminin tantanası hala daha bitmedi. Kısa zamanda bitecek gibi de görünmüyor.

Yeni, çiçeği burnunda Belediye Başkanı Kürşat Engin Özcan, 2009-2019 yılları arasında hemşehrilerine eğrisiyle, doğrusuyla hizmetler veren, Belediye Başkanı Haluk Alıcık’ın borçlarını deşifre etmekten imtina etmedi, boy boy pankartla belediye meydanına çarşaf gibi astı. “Şeffaf belediyecilik bu olsa gerek” Ancak unutulan bir şey var ki, her belediyenin borcu var. Borcu olmayan belediye iş yapmayan belediyedir. Yolsuzluk, su istimal ayrı şeydir, borç ayrı şeydir. Neyse, büyük bir merakla beklenen belediyenin borçları, 22 Mayıs 2019 Çarşamba günü Millet ittifakının gövde gösterisi gibi açıklandı. Borçlar açıklandı, açıklanmasına ancak hala daha yılan hikayesine dönen, “Haluk Alıcık yolsuzluk yapmış, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını kendi yediği gibi etrafına da yedirmiş” dedikodularının sonu gelmedi.

31 Mart 2019 tarihinde, belediye başkanı olarak sandıktan çıkan Millet İttifakının İyi Partili Belediye Başkanı Kürşat Engin Özcan, 1 Nisan 2019 pazartesi gününden itibaren parti rozetini yakasından çıkararak herkesin belediye başkanı olmuştu. Olmuştu, olmasına da, en azından biz öyle düşünürken, Nazillililerin merakla beklediği borçların açıklandığı toplantıda Belediye Başkanı Kürşat Engin Özcan’ın sağ tarafında İyi Parti Nazilli İlçe Başkanı Durmuş Kural, sol tarafında CHP Nazilli İlçe Başkanı Serkan Sevim oturuyordu.

 

Eğer Başkan Özcan herkesin belediye başkanıysa o zaman yanında neden İyi Parti Nazilli İlçe Başkanı Durmuş Kural ve CHP Nazilli İlçe Başkanı Serkan Sevim oturuyordu. Eğer, “Ben millet İttifakının belediye başkanıyım” diyorsa o zaman neden, “Ben herkesin belediye başkanıyım” diye siyasi ağız yapıyor aklım almadı.

Anlayacağınız, Belediye Başkanı Özcan, Kural ve Sevim basın açıklamasıyla borçlar hakkında kamuoyunu bilgilendirmeye(!) çalışırlarken ortamda buram buram siyasi şov kokusu vardı. 

Ancak bu siyasi şov, benim dikkatimden kaçmadığı gibi, Nazilli halkının da pek hoşuna gitmiş gibi görünmüyor.

Şimdilerde ise işçi kıyımları (!) ve vatandaşların kursaklarına çöken ferman gibi mali alacak mesajları gündemde.

Başkan Özcan’ın açıkladığı borçlardan sonra yapacağı tasarruf tedbirleri, bir anda işçi kıyımı ve vatandaşın korkulu rüyası haline dönüştü.

Seçimin sancılarını bu şekilde hissetmeye devam ederken bir de, “Hayırlı Olsun”a gelen ziyaretçi sorunu var ortada.

Başkanım bu günden tezi yok hizmetlerinize başlayın. “Hayırlı Olsun” diyecekleri gerekirse, yol, kaldırım hizmetlerinin başında ayaküstü ağırlayın. Makam odanıza kapanıp kalmayın. Allah gelenden eksik etmesin ama böyle giderse makam odanızdan bir daha ki seçime kadar çıkamayacaksınız. Günler gelip geçiveriyor. Siz hizmetlerinize bakın. Sizi o başkanlık koltuğuna oturtan biz hemşehrilerin sizden hizmet bekliyoruz. Düzensizlik, karmaşıklık, plansızlık, dengesizlik neredeyse Nazilli’nin göbek adı oldu.

Biz hemşehrilerin, Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in yaptığı gibi Nazilli’ye deniz getirinde demiyoruz. Vallahi, billahi aslında o da öyle bin at, bin deve değil. Bakınız başkanım, mesela temiz hava solumak, yolda sendelemeden, ayağımız burkulmadan, kışın şapur, şupur sulara gömülmeden yürümek istiyoruz.

Nazillimizin, toprağından, etinden, sütünden yararlanmak, şehrimizde yetişen meyveleri, sebzeleri yemek, gözlerimizi dinlendirecek güzel tablolar görmek istiyoruz.

Trafik karmaşasının bitmesini, huzur ve güvenle yaşayacağımız modern ve çağdaş bir şehir istiyoruz. Kısacası, Başkanım, Nazilli’nin en temel ihtiyaçlarına karşılık veriniz, gerisini sonra düşünürüz. Ne demiş atalarımız, “Aza kanaat getirmeyen çoğu bulamazmış” Haa! Birde ne alakaysa aklıma birden atalarımız söylediği başka bir söz daha geldi, Sakın yanlış anlaşılmasın, ben söylemedim, atalarımız söylemiş… “Gelen gideni aratırmış” efendim.

 

Biraz da düşünelim…

Hadi bakalım! Sihirli tohumu kim ekecek?


Bir zamanlar Çin'de bir adam o kadar aç ve bitkin düşmüş ki dayanamayıp bir armut çalmış!
Adamı yakalayıp cezalandırmak üzere İmparatorun karşısına çıkarmışlar 
Hırsız, İmparatoru görünce ona şöyle demiş;

-“Değerli efendim çok açtım çaldım dayanamadım çalıp yedim. Beni affederseniz size paha biçilemez bir armağanım olacak”
İmparator dudak bükmüş. 
- “Senin gibi birinde paha biçilemez ne olabilir ki ?”
Hırsız avucunun içindeki armut çekirdeklerini uzatarak;
- “Bu çekirdekleri ekerseniz bir gün içinde altın meyveler veren bir ağaç yeşerdiğini göreceksiniz”
İmparator kahkaha atarak, 
- “Ek o zaman, altın meyveleri görünce seni affederim” demiş.
Hırsız; 
- “Haşmetlim bu çekirdekleri ben ekemem çünkü ben bir hırsızım. Bu çekirdekleri hak yemeyen, çalmayan sizin gibi biri ekmeli” önerisinde bulunmuş.
- “Ben imparatorum bahçıvan değilim o tohumları başbakana ver eksin de altın meyveleri görelim” demiş İmparator.
Hırsız çekirdekleri başbakana uzatmış, başbakan telaş içerisinde İmparator'a dönüp itiraz etmiş.
- “Ben ekim, biçim işlerinde çok beceriksizim efendim. Sihirli tohumları ziyan ederim. Bence bu tohumları hazinedar başı eksin”
Hazinedar başı da hemen bir bahane bulup ve başkasına devretmiş.
Bir bir orada bulunan herkes sudan bahanelerle tohum ekme işinden kaçınmışlar.
Sonra İmparator doğan sessizliğin içinde bir süre düşünmüş, başı önde başbakana, hazinedar başına ve bütün görevlilere dik dik bakmış ve ;
- “Hadi bakalım, bu hırsız bahçıvana tohumun nasıl altın meyve verdiğini hep birlikte gösterelim” demiş.
Cebinden bir altın çıkarıp hırsız adamın tutması için atmış.
Orada bulunan herkesin cebinden sesiz sedasız birer altın çıkarıp adama vermesini izlemiş.
Sonra da İmparator gülerek;
- “Bas git be adam bu günlük bu ders hepimize yeter” demiş.

 

Değerli okuyucularım; Hikâyeyi günümüze uyarlayın,
Sonra da söyleyin bakalım o sihirli tohumu kim ekebilir?


 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.